Ana içeriğe atla

Kayıtlar

çünkü o her şeyden yapılmış

çünkü o, her şeyden yapılmış.  kumaştan ve güneşten. küldeki zamandan yapmışlar onu. is ve petrol kokusundan, basınçtan ve beklemekten, ellerinin ne önemi varmış artık işlemekten ve tutulmaktan yapmışlar onu bırakılmaktan ve kırılmaktan. çünkü o, her şeyden yapılmış. kısalıktan ve hafiflikten, memeleri varmış, uçar gibi yürürmüş, kanattan yapılmış çünkü o kemiklerindeki boşluktan yapılmış. geceleri var sarmaşıkların uzadığını duyuyor. sarılmaktan yapmışlar onu, bakmaktan ve esirgemekten, üzüldü mü çiçek açıyor kaldırımlarda, taraçaların tanrısına açıyor göğsünü, ulu gövdesinde bir çarpı işareti, kendi çarmıhını çatmaktan yapmışlar onu, babasının terk ettiği peygamberlerden o sorumlu, ağladığı zaman yedi gökler duyuyor sesini, suçtan, günahtan kurbandan ve masumdan, çünkü her şeyden yapmışlar onu. çatılardan ve güvercin yuvalarından soruyorlar onu, uykuları uyunmaz, hiç yaşanmamalı bir geçmişten yapmışlar. rüyaları görülmez; her şeyden yapılmış gibi ağır, her şeyden yapılmış gibi çe...

dünya okunmuş bir sudur

dünya okunmuş bir sudur. kalbimdeki zehri sen de tattın. artık beni tanıyorsun. bir yolculukta bulunmuştun. sonra yine unutmuştun. artık yalnızca unuttuğun bir şey olduğunu hatırlıyorsun. dünya diyorlar adına.  kimine göre bir ağrı, kimine göre bir şaka. kimine göre suskun bir küp, kimine göre yanlış bir kahkaha. artık onu tanıyorsun. tattın topraktaki zehri, gözyaşlarını kutsal kitaplarda konuşanlara ilettin, ciğerini her gün şehir denen o kartala yedirdin, ötedünyaların kapısında bir ömür de sen bekledin. gözlerine kapattıkları paraları adına bastırdılar. evet, bak buradasın, karşımdasın, yok gökyüzünü kazacak bir araç, bak gördün mü, hiçbir yere gidemedin.

padişahım çok yaşa!

  yalanla mayaladık hakikati üstünü örttük büyüyor şimdi şşş, şişsin şişsin iyice. bir parça pay da sana vereceğim tabii hepimiz ısıracağız onu bir ucundan sana hakikati vereceğim bozulmuş bir suya benzeyebilir tadı ama pasta yapacağız biz ondan seninle rengarenk pastalar yüz katlı bin malzemeli pastalar yapacağız göğe yükselecek pandispanyamız bin kat krema bin kat çikolata meyvelerle dolduracağız onu bin odalı saraylarda kutlamalara gideceğiz padişahımıza konfetiler maytaplar mumlar padişahımıza onun dudaklarından aldık bu mayayı hepimize yetecek bu yeni hakikat nefesimiz yetmeyecek bir tek mumlarını söndürmeye bütün yatsı saatleri uzatıldı çünkü sonsuza dek selalarla süslüyorlar havayı hadi bir dilek de sen dile ondan padişahımızın emrinde hakikat verecek sana sen ne istersen ondan bin odalı bir zindan ya da bir yalı boğaza en nazırından.

Bildiğimiz Dünyanın Sonu

  Sonuç:   Her şey olması gerektiği gibi olmuştur. Efendim. Başka türlüsü mümkün değil.   Toprağı sür, ağacı buda ve çiçeğe su akşam üstleri. Ahırı temiz tut, hayvanı kolla. Dağı büyüt, geceyi uzat. Bir daha bu mağarada uyuyamazsın.   Eskide kaldı bunlar. Eskinin üzerine buraya, Bir karanlık gelecek, Buraya bir şaşılık, Bir dil sürçmesi, -olması gerektiği için, kadar, zaman, ve saire-   Bir dil sürçmesi kadar uzun sürecek hayat. Yalnızca o kadar. Bu kısa hayatta, Sana yargılar bildirilecek. Bileklerin istenecek ve çocuklukların, Toplulukların işlediği kara günahın cezası, Bileklerine ve çocukluklarına kesilecek, Körpe bileklerine akşam olurken yedi renkli bir ışık düşecek.   Her şey olması gerektiği gibi olacaktır. Efendim. Ben dahil.   Ormanlar yanıyor. Buzlar eriyor. Ahırı temizlemeyi unuttum. Hayvanı öldürdüm. Kutup ayılarını, Buzulları, Penguenler dahil, kelebekleri de. Hepsini öldürdüm. Yapayalnız yürüyorum şimdi bir kaya parçası üzerinde. Adımlar...

bir zamanlar anadolu’da

  bir yerlerde yokuş başladı hissediyorum, hissediyorum en gavurundan bir avrat otu, sonra malları çıngırak sesleriyle köy yoluna koydular, her gece bir festival alayı, sonra gece oldu, çevgenin ucunda ayışığı, bir motor homurdandı, bir dağ bir şeyler duydu, çeşmenin başında bir top ağaç, sürülü bir tarla aydınlandı gecede.

Bir Pencerenin Şehrin Yıkık Yüzüne Bakan Soğuğu

Düğümlere sesler ekledim Eşik cinleriyle konuştum Konuştum bu talihsiz oluş Nereye gider diye Ne zaman döner geriye İlk karanlığına Katranlar demledim Lavlar soğudum Sıcak su torbalarına anlattım Ne varsa da Hiçbirine dokunamadım Gör ama anlama Duy ama bilme Tat ama yutma Dedilerdi hepsini en baştan Bir yarık Tan sızan Bir aydınlık Tan doğarken Oturdum bir pencerenin Şehrin yıkık yüzüne bakan Soğuğuna sığındım Islak damlarla konuştum Kırık bacalarla Titrek dumanlara dilekler tuttum Konuştukça çukur Baktıkça bir karanlık derinleşti Önümde gelecek yılların şimdiden geçmişliği Sadece bir çift göz görsün Bilsin istedim bir ara Yaşadımdı öldümdü Karışmadı kanım düzgünce dünyaya Birkaç isim ve yüz Hatırlıyorum Ama hepsi o kadar Kanım bir türlü karışmadı Suskunca dünyaya

Vitrin Mankenlerinin Ortalama Yaşam Süresi

  Şimdi al eline tebeşirler, Yüzüne ters bir bıyık çiz, Sonra bunun anlamını ara: Mihrap sokaklarda boş bir avuntu, Herkes biliyor kurban kim, Kime yakıldı bu kemikler, Şehrin moruk, eski taşları, Bir sefalet panayırından, Ayakkabıları tarafından kovalanmaktadırlar. Ters giydirmişler gömleğini: Gömleğine bir bıyık çiz, Tutarlı bir biçimde açıklanmış bir yüz, Henüz hiç sorulmamış o kayıp soru gibi, Bir gün sırrımız çıkacak ortaya, Ara, iskele, sancak boyunca ara, Bataryalar tükenene, Yelkenler yırtılana kadar ara. Bir kelebek, ömrünün tam ortasında, Bir seyahat acentasını ararsa, Orada bir kum bulunur, Cansız bir şeyler daha, Bir vitrin mankeni, Tam ömrünün yarısında olduğunu anlarsa. Sen açıklandı, Gökyüzü ve gökkuşağı, Yağmur ve ışık, İnsan, açıklandı, Bundan başka, yaşamak boyunca, Başka bir sır kalmadı dünyada.

Yara Bandı

geçer her şeyin zamanı aşınır paralarda yüzler mezarlar artık konuşmaz insan zamanına göre kısa kaplumbağa zamanına göre orta vadede hepimiz öleceğiz. zaman zaman korkutan zaman zaman huzur veren bir gerçek bu.  şimdi gelelim asıl meseleye: boynumda tatlı bir zincir güneş batarken sınır ilçelerde içerlere doğru sokulan ihanet kaldırıma doğru sessiz ve kaygılı yanaşan arabanın toplumsal tarihteki yeri onu kimin anlatacağına karar verilen odalarda gök gürültüsü ve şimşek sadece temsil edildi. kültür doğaldır, kültür doğaldır diye bir ses yükseldi minarelerden vakitsiz yaşayan bir kabile alışa alışa uyanıyordu güne bir zamanın başka bir zamanı anlayamaması bir bakış açısı kazandırdı tarihe. basmane’de bakkallarda yara bandı satılmaz. çünkü orada herkes ölür, kimse yaralanmaz. tanırız birbirimizi çok eskiden. çocukluk arkadaşıyız biz. bilmeyiz bundan başka bir şey tarihten, yasaların sesini dinle, tak, tak, tak