Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bacanak bağları

köyümüz göç vere vere seksen dört kişi kalmıştı. sonraları seracılık başlayınca gidenler geri dönmüş, o günlerden beri de kimse saymaz olmuştu gelen gideni.  bir dönüm seraya bir işçi yeter. buranın seralarının hepsi kaç dönümdür diye hesaplasan, nüfusu yaklaşık olarak bulursun. seraların yanında, bir de eski bağlar vardır. gediz’in kıyısında. yunan’dan kalmıştır bize. ama söylemeyiz. havaların bozmaya başladığı ilkin rüzgârdan anlaşılır. gündüz esen yel akşamı serin yapar. ısınan havayı tutmaz ovada. yükseklere doğru süpürür. sonra ilk yağmur yağar. gediz’in mendereslendiği yarım adalardan birindedir bizim bağımız. aramızda “ada” deriz bağa, ada bizimdir. ilk yağmurlardan sonra sağanaklar başlar. gediz taşar. bağların toprağı incecik, killi alüvyonla kaplanır. toprak her sene yenilenir. büyür. ben çocukken suya daha yakındı ada. hatırlıyorum. meyhanemiz yoktur. işçi bütün gün seranın rutubetinden yorulur. eti yumuşar. akşam ölü gibi yatar. güneş doğmadan uyanır, bir dönümden sorum...

mügüş’le müfit’in sonsuz sonlu günleri

  mügüşlerin kalındır perdeleri odanın sesleri dışarıyı duymasın diye bir de tabii severdi mügüş memelerini kan saatiyle kısa bir zaman çığlık zamanıyla uzun saat uykuda kısacık bir an mügüş severdi iğneleri bağları düğümleri anlaşılmazdı fısıldadıkları şükür mü dua mı emir mi mügüş geç yatar erkenden kalkardı akşamüstleri yoldan bir yasemin kokusu mu geçti perdeleri kıpırdanır mügüş bak yasemin derdi akşamları müzik açardı mügüş geceleri dizlerini dişlerini sıkardı sabaha kadar  mügüş anca dinerdi. bir de müfit vardı mügüş’ün ayrı sevdiği bir o anlardı ellerini, memelerini o verirdi hakkını ağzına aldı mı dilini nerelere gidiyor yine ellerin derdi  al kalbimi elle istersen al bir mememi sana vereyim biraz bacak da bırakayım giderken istersen ben müfit ve bir seks cihazı olarak sen içimi nasıl güzel karıştırıyorsun bir bilsen kuşdibine çöktü öğle sıcağı, işçiler susmuştu, şemsiyeselerin tuzunda deniz, oğlanların arasından inilen düzlerde, vakit bulursa dünyaya yandan baka...

br kalbin hayaleti

  ben seni kopmuş bir uzvundan başladım sevmeye. kalbinin hayaletinden, sürekli kaşınırdı yokluğu, yüzünde kaşıyamadığın bir boşluğun hak edilmemiş ıstırabı, aldım ıstırabını, başucuma koydum, kaybolmayayım diye ceplerime koyduğum kırıntıları aç bir çakala attım gece, ben sana, kendi istihkakımdan başladım vermeye. hak etttiğin ve asla alamadığın o şey, aç bir çakalın gözleri gibi parlıyordu gecede, bir göklerdeki babamız biliyor, bir de ben, şahidim kendime, ilk kez aç kalmış ve bunun ne olduğunu anlayamayan bir çocuğun süt dişiyle, aç bir çakalın parlayan gözleri kardeştir birbiriyle, açlık canavarları dünyanın her yerinde, kardeştir birbirleriyle, ben seni kendimde olmayan bir şeyden başladım görmeye. bir fikir miydi, bir bilgi miydi, meyveye vurmuş çürümüş bir çiçek miydi, sonunda nasılsa ölmüştü içimde, ben seni, içimi kemiren bir kurdun karanlığından başladım bilmeye, unuttuğun bir hatıradan, beyninin ışımayan karanlık dokularından, artık ölmüş olan bu dünya için, dünyanın, s...