Ana içeriğe atla

kırmızı reçeteli adam



onun hikayesi mi? doğru mu değil mi bilmem. öyle klişe, çok zenginmiş, birine aşık olmuş diye anlatılacak bir hikaye değil diye duydum. işinde gücünde, kendi yağında kavrulan, güler yüzlü, esnafla iyi anlaşan tiplerdenmiş. genelde yalnızmış. ayda yılda bir arkadaşlarıyla gelir, içkili alışveriş yaparmış. ne iş yaptığını bir türlü anlamamışlar ama evden çalıştığını biliyorlar. ben dükkanı açtığımda delirmişti çoktan.

- nasıl olmuş?

en çok bizim köşedeki tekelle konuşurmuş. ben de ondan dinledim birkaç defa. “önceleri neşesi gitti” diye anlatıyor. selamı sabahı kesmiş sonra.  ne hayırlı işler ne iyi akşamlar. tekel ne yediğini, ne içtiğini de bildiği için “sigara” demeye başlamış sadece. bırakmış öyle muhabbeti falan. “sonra” diyor, “kendi kendine mırıldanmaya başladı.” ama anlamazmış ne dediğini. öyle fısır fısır, dudakları kıpırdarmış sadece. sonra sonra yüksek sesle mırıldanmaya başlayınca seçilmeye başlamış ne dediği.

“‘zoruma gidiyor, zoruma gidiyor’ dediğini duydum ilk” diyor. “ne zoruna gidiyor kardeşim” diye sormuş. öyle boş boş bakmış yüzüne. bir şey de almadan çıkmış gitmiş. beş dakika sonra dönmüş geriye. sigara, ekmek, sigara, ekmek diye tekrarlamış. para falan da ödemeden çıkıp gitmiş. öyle bir veresiyesi de olmamış hiç. 

neyse işte, gel zaman git zaman tiklenmeye başlamış. bir gün yine girmiş markete. sürtükler! sürtükler diye bağırmış. 

ertesi gün meydanın ortasından gelmiş sesi. çapulcuuu diye bağırıyormuş. sonrası da bu işte. her gün böyle artık.

- niye kapatmıyorlar hastaneye falan?

arada giriyor. ilaç milaç iyileştiriyorlar. en fazla bir ayda yine böyle. zürriyetsizler, teröristler, gücüme gidiyor, gücüme gidiyor diye dolanıp duruyor.

**

depremde oldu aslında hepsi doktor hanım. o depremi yaşamadım ama benim hayatım da yıkıldı o ara. hayatım derken, kendim yani. şahsiyetime bir şey oldu, içimin sıvaları çatladı sanki. biri gelip kolonlarımı kesti. o öfkeli yüz ekrandan bana baktığı günden beri aklımdan çıkmıyor. sanki o nefretle dolu yüz içime doldu, bütün hücrelerime sızdı, değiştirdi beni.

evden çalışırdım ben doktor. sosyal medya, metin yazarlığı, eskisiyim sektörün, boş kalmazdım hiç. insanların çoğundan çok daha güzel, rahat bir hayatım vardı. anamdan babamdan kalma evim, doğup büyüdüğüm semt, az bir arkadaş, mutluydum yani. ne olduysa o görüntüden sonra oldu. o ses tonu, o hakaretler, seçtikleri o o tuhaf kelimeler… ekrana bakarken, toplantıdayken, arkadaşlarımla konuşurken, aklımda dönüp duruyorlardı. sonra geçen markete girdim alışveriş için. sürtükler diye bağırdım. hemen çıktım tabii. 

gözüme uyku girmez oldu. uyanıkken ayrı, uyusam rüyamda. sürekli olarak azarlanıyorum. kötü ebeveynler, patronlar, kötü sevgililer tarafından sürekli aşağılandığım rüyalar görmeye başladım. işlerim aksıyor artık, yapamıyorum. elimdeki müşterileri de kaybediyorum. yardım edin bana, bununla ne yapacağım?

ilaç mı? ilaçla çözülür mü ki? nasıl bir ilaç bu? umrumda mı olmayacak? ne işe yarayacak ilaç.

- bir düşünceye odaklanamayacaksınız sadece. aslında bu kadar basit. bir tür obsessiyon geliştirmişsiniz. çözeceğimiz şey bu olacak. etkilendiğiniz ilk ana dönelim. belki bunun daha önceki yaşantılarınızla bir ilgisi vardır. babanızla iletişiminiz nasıldı çocukken?

doktor hanım, annemle babamla bir sorunum olmadan bir haysiyet geliştirmiş olmam mümkün değil mi? iyileştirmeniz gereken kişi ben bile değilim farkında mısınız? zürriyetsiz! zürriyetsizler! kadın mıdır? kız mıdır? teröristler!

- lütfen sakin olun. 

zürriyetsizzz! alçak! hainlerrrr!

- isterseniz bugünlük bitirelim. sizi anlıyorum. lütfen yazdığım bu ilaçları alın. kuvvetli bir uyku ilacı da yazacağım. lütfen sakin olun. reçeteniz! reçetenizi unuttunuz!

 

Yorumlar

PoP

kalp krizi belirtileri ve kısa açıklamaları

toz ve kilittaşlar arasında, ormana uzak ışıklar altında otobanlarda hayvan leşleri, devlet dairelerinde çürümüşlük ve uyuşma salyangozları rengarenk boyadım, artık hepimiz daha da perişanız. "kalp krizinin neden olduğu göğüs ağrısı bıçak gibi giren bir ağrıya benzetilebilir. sanki göğsün ortası sıkılıyor ya da üzerine baskı uygulanıyor gibi hissedebilirsiniz. bu ağrı 3-4 dakika sürebilir, ara ara geçip tekrar geri gelebilir. göğsünüze bir gece yaşlı bir öküz oturabilir." sabahları yılgınlık belirliyor ve otobüslere tutunmuş milyonlarca el arasında tırnaklarından fışkırıyor ne iş yapmadığın bu da birleştiremiyor bizi gözünde çapaklarla uyanıp evden fırladığın bir sabah yaklaşmakta olduğun mesai oyalarken günlerini adımlarınla katıldığın medeniyetler tarihi kaldırımlarda açtığın belli belirsiz çiçek yüzünün gezegende açtığı uykulu yara kendin için hiç düşünmediğin şeyler gelip duruyor kapına atak, kaygı, bir miktar bulanma kira, aidat, sgk ke...

dua

-epidermisten evrene yayılan küçük deri parçalarını düşün gövdenden parçalanıp ufalanarak dünyaya karışan tozdur o yıldız tozu, insan tozu, canlı ve ölü toz hiçbir fark yok aralarında yeterince temele indiğinde her şey cansızdır- her hafta en baştan tekrarlanan bir pazartesi olarak yeryüzüne neredeyse dik bir açıyla halısahalardan, ıstakalardan, erkek kokulu oyun salonlarından uzakta yaşamış bir hayvan olarak hayaller, olmayacak projeler ve her daim kolpa bir doğaya yerleşme düşüncesiyle bazan sokaklara, kaldırımlara, taşıtlara ve bankalara düşman bir tavırla bazan bir markayı ayaklarıma denerken bazan yüzündeki ıslak maskeyi ve gözyaşarmış gözlerini daha çok severek, -dua eder gibi, çok kullanılmış dudaklarımı küfredip ışık hızının bir oyunu yüzünden bir saniyenin birkaç milyonda biri boyunca gözlerinin geçmişinden öpüyorum- rutubet ve kömür kokulu gecekondularda cigara kovalamayı özleyerek uzun süredir görüşmediğim bir dostun içimde bıraktığı tedirginlik ama özle...

Dış Güçler: Bir Pazar Akşamı Rastladım Size

Dünyanın bütün pazarları birbirine benziyor. Tanrı haftanın günlerini yaratırken tek bir pazar yaratmış ve onu bir kere kopyalayıp sonsuz kez yapıştırmış gibi. Ama o Pazar hayatımda yaşadığım en tuhaf ve bu yüzden tek farklı pazardı. O Ses'i izliyordum, Sema banyoda saçlarını kurutuyordu. Sehpadaki şarap kadehine uzanırken bir anda onları orada gördüm. Her sağlıklı insan gibi yerimden sıçrayıp çığlık attım. Çığlığım bittiğinde fön makinesinin sustuğunu fark ettim, Sema  salon kapısında elinde fön makinesi ile dikiliyordu. Ağzı şaşkınlıktan yarım açık kalmıştı. Gözlerini odadaki iki kişiden ayıramıyordu. “Siz, siz…” diye kekeledim ve sustum. “Siz” dedim tekrardan gücümü toplamaya çalışarak, “n... ne… ne zaman girdiniz buraya?” “Halı için geldik” dedi kadın, adamla birlikte gülümsediler ve devam etti, “şaka, biz hep buradaydık.” Sesinde belli belirsiz bir aksan var gibiydi. Sema  elinde fön makinesi, arkasında fön makinesinin kablosunu sürükleyerek yanıma geldi. Odadaki insanlar...