Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şerefli Kaybetmek

Yemin Etmiyorum Ama En Az Kırk Bin Yıldır Savaşıyoruz Doğa Ana’nın avukatlarından biri şöyle diyor: “Ölümden kaçınmak için çaba harcamak gerekir. Vücut kendi haline bırakıldığında -ki, canlı öldüğünde olan budur- çevresiyle bir denge hali oluşturmaya eğilimlidir. Canlı bir vücuttaki sıcaklık, asitlilik, su içeriği ya da elektriksel gerilim benzeri bir niceliği ölçerseniz, bekleneceği biçimde, bu niceliğin çevrede kendisine karşılık gelen ölçümden çok farklı olduğunu bulursunuz. Örneğin, bizim vücutlarımız genellikle çevreden daha sıcaktır ve soğuk iklimlerde bu sıcaklık farkını korumak oldukça zordur. Öldüğümüzde bu çaba durur, sıcaklık farkı azalmaya başlar ve sonunda çevreyle aynı sı¬caklığa geliriz. Daha genel bir biçimde söylersek, canlılar, eninde sonunda kendilerini çevreleyen dünya ile kaynaşır ve özerk varlıklar olma durumundan çıkarlar.”* Hayatta kalabilmek için, hücre ya da organizma boyutunda, bilinçli ya da bilinçsiz, savaşmak mecburiyetindeyiz. Sakin bir b...

dua

-epidermisten evrene yayılan küçük deri parçalarını düşün gövdenden parçalanıp ufalanarak dünyaya karışan tozdur o yıldız tozu, insan tozu, canlı ve ölü toz hiçbir fark yok aralarında yeterince temele indiğinde her şey cansızdır- her hafta en baştan tekrarlanan bir pazartesi olarak yeryüzüne neredeyse dik bir açıyla halısahalardan, ıstakalardan, erkek kokulu oyun salonlarından uzakta yaşamış bir hayvan olarak hayaller, olmayacak projeler ve her daim kolpa bir doğaya yerleşme düşüncesiyle bazan sokaklara, kaldırımlara, taşıtlara ve bankalara düşman bir tavırla bazan bir markayı ayaklarıma denerken bazan yüzündeki ıslak maskeyi ve gözyaşarmış gözlerini daha çok severek, -dua eder gibi, çok kullanılmış dudaklarımı küfredip ışık hızının bir oyunu yüzünden bir saniyenin birkaç milyonda biri boyunca gözlerinin geçmişinden öpüyorum- rutubet ve kömür kokulu gecekondularda cigara kovalamayı özleyerek uzun süredir görüşmediğim bir dostun içimde bıraktığı tedirginlik ama özle...

mezbaha

«ı) Canlı hayvanın kulak küpe numarası, mezbahaya giriş tarihi, menşe şahadetnamesi veya Yurt İçi Veteriner Sağlık Raporunda yer alan düzenleme tarihi, rapor numarası, geldiği yer, hayvan sahibinin adı soyadı, hayvanın ırkı, yaşı, cinsiyeti, canlı ağırlığı, sığır cinsi hayvanlar için pasaport düzenleme tarihi, hayvanın geldiği işletmenin numarası, ante mortem muayenenin sonucuna ilişkin bilgiler, muayeneyi yapan veteriner hekimin adı-soyadı ve imzasının bulunduğu ve formatı Bakanlıkça belirlenen ve valilikçe seri numarası verilip her sayfası mühürlenerek mezbaha sahibine teslim edilecek olan Mezbahaya getirilen hayvanlara ait giriş kayıt defteri,” “i) Kesilen hayvanın kulak küpe numarası, kesildiği tarih, ırkı, cinsiyeti, yaşı, karkas ağırlığı, post mortem muayenenin sonucuna ilişkin bilgiler ve muayeneyi yapan veteriner hekimin adı, soyadı ve imzasının bulunduğu, formatı Bakanlıkça belirlenen ve valilikçe seri numarası verilip her sayfası mühürlene...

far from any road

tozlu bir ovadan kızın silik gölgesi yükselir zehirli katran ruhu çalılıklarda gizlenir kavurucu güneşe döner yavaşça belini tenine dokunduğum an parmaklarıma kan hücum eder güneşin son ışıkları kayaları ısıtırken çıngıraklı yılanlar yavaş yavaş çıkarken dağ kedileri kemiklerini götürmek için gelecek ve bu sessiz kumun üzerinde benimle birlikte yükseleceksin yıldızlar gözlerin rüzgar ellerim olacak the handsome family

Şiirin Hayatlaştırılması Hayatın Şiirleştirilmesi

“Bütün duyguların ve bütün eylemlerin; aşkın, savaşmanın, erdemin, ahlakın, nefretin, sevginin, hor görmenin, hoş görmenin, aşağılamanın ve aşağılanmanın, bireyin, toplumun ve tanrının ve aklınıza gelebilecek o diğer her şeyin öyle çok ve öyle farklı tanımını yaptık ki, artık her şeyi biliyor ve aynı zamanda da hiçbir şey bilmiyoruz. Dünyayı öyle yakından tanıdık ki artık ona tamamen yabancıyız. Yaşadığımız çağın insanları olarak bunca zaman ve bunca çaba, bunca bilgi ve akan bunca kandan sonra olabildiğimiz tek şey tarihin artığı olmak. Hep birlikte göt olduk. Eğer bir yerlerde yaşayan kutsal bir babamız hala varsa, yarattığı bu hiçlikten hiç hoşlanmıyor olmalı. En azından babamızı kızdırmayı başarmış olmalıyız; buna içilir işte.” Şiir yaşamı boyunca hayatı sanki bir başka şeymiş gibi; dudaklara yapamayacağı görevler vererek, aynalara olmayacak derinlikler, sessiz sedasız gelip oturduğum bu koltuğa aslında pek olmayacak anlamlar yükleyerek, yüzlere olmayacak insanlar seçerek, c...

Soykırıma Şiir Yazılır Mı/Soykırımlı Şiir Şiiri

biraz cennet lütfen çünkü biz bir az sonra ölüyoruz sayı saymayı bilmeden daha binlerce öldürülüyoruz dilimizde duyulmaz dualar rabbim bize kan ol yağ rabbim bize latince ölümler rabbim bize hep mi kemik sesleri rabbim bize hayırlı ölümler insan bazı akşamlar özellikle öldürülürken nedenini bilmeden bir ulusdevlet potansiyeli yüzünden aslında öldürülürken utanıyor ölürken utanmak hayvanlara mahsustur öldürülürken yüzü kızaran tek hayvan insanoğludur başlangıçta elbet korku vardı perdeleri çekiyor evi karartıyor köy uzayda hiç yokmuş gibi davranıyorduk insan gelecekte katilleri olacak katilleri kandırmaya çalışırken çok korkuyor tedirgin oluyor gelip gece yarısı kapıyı kırıp önce sikecekler sonra evdeki herkesi çocuğunu kesecekler diye çok korkuyor tanrım tanrım bize korku olup yağıyor yani aslında yehova çok kararsız çok tarafsız yehova kendisine inansın inanmasın kendisine arasında on emirlik sözleşme hiç umurunda olmuyor her halk uzun vadede...

"umutsuzluk efendimizdir"

"çağlar boyu harcanan tüm çabalar, tüm adanmışlıklar, tüm esinlenmeler, insan dehasının tüm parıltısı, güneş sisteminin engin ölümünde tükenmeye yazgılıdır, ve ... insanlığın başarılarının tüm anıtları kaçınılmaz olarak yıkılıp giden bir evrenin enkazı altında kalmak zorundadır; bütün bunlar, tartışmasız olmasa bile o denli kesindir ki, bunları yadsıyan bir felsefenin ayakta kalma umudu yoktur. ruhun barınağı bundan böyle, yalnızca bu gerçekler çerçevesinde, yalnızca bu amansız umutsuzluğun sarsılmaz temeli üzerinde güvenle inşa edilebilir." bertrand russell

Babam ve Türkiye

Babam 60 yaşında. Antalya’da yaşıyor. Emekli. Paraya ihtiyacı yok. Olsa ben veririm. Ama ihtiyacı yok. Olmadığı halde amelelik yapıyor arada. Ben yapmam mesela. Malak gibi yatarım. O yapıyor. Akşam arıyor beni sonra. Bugün 900 tane tuğla dizdim, çok yoruldum ama bitirdim diye. Dizme diyorum. İyi geliyor diyor. Yaşım 33. Midemde ülser var. Troid bezlerim yavaş çalışıyor. Ömür boyu hap kullanacağım. 10 dakikadan fazla yürüyünce belim agrıyor. Kafam doğuştan güzel. Babam 60 yasında. Geçen checkup a girdi, herşeyi saat gibi. Maşallah dedim. Çalışmak her derde deva sanırım. Ben anlamadım henüz. Günde üç öğün çalışmaya lanet ediyorum. Şunu diyeceğim; Bazı insanlar bazı şeylere çok yanlış yerden bakıyor. Amelelik gibi mesela. Kürt olmak gibi mesela. Bugün 5000 kişi bir olup birleşmek için sahip oldukları tek ortak paydayı kendilerine kalkan ederek ve azı dişlerini de yanlarına alarak bi yerde ve hatta dün benzer başka bi yerde, ondan önceki birçok gün ve hatta onlarca senedir ülkenin heryeri...

şiir, mizah

"şiirin karşılaştığı sorunlardan biri, acı hakkında alaycı olmayan, buruk bir mizahla nasıl bahsedebileceğidir. bu, hafifçe ironik bir bilgelik ile bıkkın bir ses tonu arasındaki ince çizgide ilerlemelidir. insan acısını mitik özelliğinden arındırmalı, ancak bunu, onu görünürde değersizleştirmeden yapmalıdır. bu yüzden şiirin -yapay ancak şefkatsiz veya kendini beğenmiş olmayan- tonu, dikkatli bir biçimde idare edilmelidir." terry eagleton

kısa yol filmi

ayşe arabayı kullanmakta, ali arabanın ön camından kolunu çıkarmış, arabanın yoldaki hareketinin neden olduğu hava akımında, elini ve parmaklarını uçurma hareketini yapmaktadır. derisinde, avuçiçinde, elindeki kıllarda, tırnaklarında hızın baskısını hisseder. kamera bu görüntüyü bir dakika boyunca çeker. ahmet arkadan ali'nin kafasına vurarak bağırır: ahmet : n'apıyon lan gerizekalı! ali : sikicem bi tarafını. kısa yol filmi çekiyorum amına koyayım, n'oldu? ayşe : takılmış bu gene bi şeye, gitme üstüne. ali : bayağı kısa yol filmi çekiyorum lan aslında, on dakikalık yol yol değil mi? ahmet    : torbacı kafamıza sıkmaya falan kalkarsa daha film gibi olur, yoksa bi boka  benzemez, ben diyeyim. ayşe : niye öyle dedin ya, hayat bi boka benzemiyor mu? ali : benzemiyor. ayşe : doğru aslında. ahmet : ee, sorun yok o zaman? ali : var. ben yol filmlerine yine de uyuzum. hayatı kaymış bikaç tip, her şeylerini  kaybettikten sonra yol...

ara güler'i kaybetmemiz üzerine

biz sonra bir gece, bir kış gecesi, çok da soğuk değildi, seksen yaşında dünyaca ünlü bir koca çınarı, bir fotoğrafçıyı kaybettik. koskoca yaşlı başlı adamı nasıl kaybettiğimizi bir türlü anlayamadık. bakılacak her yere baktık; ceplerimize, dolaplara, ayakkabılıklara, yatakların ve koltukların altına, koltukaltlarımıza ve yemin ederim ben en son buzdolabına bile baktım. -daha önceden başıma gelmişti, kedimi donmaktan son anda kurtarmıştım. hayvan üç gün sonra altıncı kattan düşüp içi dışına çıkınca buzdolabında bırakmanın daha hayırlı bir ölümle sonuçlanacağını anlamıştım ama iş işten geçmişti. hayvanı alıp tekrar buzdolabına koymanın da bir mantığı yoktu artık. bazen kaderle oyun oynanmıyor.- ne diyordum, nasıl olduysa adam bir anda kayboldu. annemizleri, annesi babası ayrı olanlarımız babamızları, o gün gittiğimiz arkadaşlar evlerimizi filan, hepsini aradık ama bulamadık. kafası güzel olanlarımızı suçlamayı düşündük ama kafası güzel olanlarımız kadar kafası çirkin olanlarımız da vard...

konuşma

“üç oda bir salon evimizin kozasından, kendimize özel bir evren yaratmış oturuyoruz, taksit taksit, dışarda insanlar ölürken duvarlar kan geçirmiyor diye ağlamıyoruz gürül gürül, hafta sonu dostlarımızı ağırlıyoruz, hafta içi annemleri, bol bol okuyor, bol bol içiyoruz, bunun bir yararı olacakmış gibi; insansın sen, yok ki çaresi hastalığının. hayatta kalmak adına ne varsa alıyoruz, diyordun, kırmızı çoğunlukla kırmızı, mavi genellikle mavi, bir süredir renk tayfına inanmıyorsun. bir süredir allah’a ve toplumsal sözleşmeye, içinde uzaktan gülümseyip duran o incecik düşten ülkeye de, ve tüketmeye ve sevmeye de bir süredir, yine de yanları pembe çizgili spor ayakkabılarım, ve senin her iki kış dönümünde nükseden kadife pantolon ihtiyacın, kışa hazırlanıyoruz aklımızda eşyalar, nesneler, (önümüz yaz) ölüm ve gerçek olmasını dilediğimiz diğer karanlık şeyler; insansın sen, belki bulunur bir hal çaresi. hasır örme abajurlar altında yediğimiz akşam yemekleri de doyurmu...

kirletici azog

bayraklara rengini veren hemoglobin! titret ve kendime getir beni! bu erkekliği çoğalt! bu dölü, bu kanı, bu kayı boylarını da! eski kültürlerle büyüt beni! bana yeni katliamlar ısmarla! bana yeni tetikler düşürt! dünyayı kirleten adımlarımı sev! salyalarımı, köpek dişlerimi, ayakkap pençelerimi! bu saygıyı al benden, bu güzelliği, bu dünyayı süsleyecek her şeyi al! gökkuşaklarını kır, iyi dilekleri bombala, duaları yak, göğe yükselenleri düşür! isa’yı döv, bu çocukları ye, bu yetişkinleri at! geri ver bana berlin duvarı'nı, stalin'i ve aziz paulus'u ver! bu yüzü, bu gözleri, bu esenlikleri, bu gelip geçen fikirleri öldür! bu geometriyi yamult, bu kanunu boz, bu antlaşmayı unut! bir boşluksa karanlık, elbet siyah olmalı, içinde kımıldayan noktalar, ama bu devrim ihtimâlini de al benden, bu ütopyayı da kirlet, bunu da, bunu da, bunu da,

“Ben Ayrılıyorum, Hadi Siz De Yavaş Yavaş Dağılın Artık”

ben nerede hata yaptım oturur bir bir sayarım aslında, saat bile verebilirim uzayı bir anında durdurup, üzerinde uzlaştığımız saatler söylerim sana, bak, derim, ben tam şu anda, güneş tam şu konumda, dünya güneş’e şu şu açıyla yaklaşıyorken, akreplerin, cetvellerin ve adımların kendilerini ölçtükleri bir sahanlıktan, bir sabahlık doğmamış güneşler sipariş ederim istersen sana, acıktıysan ve bir gündüzü yemek istiyorsan. ben nerede hata yaptım, diyorlar ki insan hata yapmaz, hata yapmak için çok büyük evren, insan acı çekmez, acı çekmek için çok büyük evren, iki oda bir salonun hükmü olmaz, siz beni daha geniş odalara alın, odalar genişledikçe bilhassa insan kendini  fark etmez. ismail nerede hata yaptı, ibrahim nerede hata, mustafalar ne zaman berk’e, ayşeler ne zaman ada’ya, annem nerede hata yaptı, hangi adımı yanlıştı düşerken bir şeylere tutunduğunda, güne hangi yanlış besmele, hangi yanlış ayakla başladıydı, anneler hata yapmaz adları ayşe’yse, babalar hata ya...