Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sartre Tipi Aydın’dan Panda Tipi Aydın’a Murat Belge’nin Yolculuğu

Birkaç gündür Murat Belge’nin Türkiye Şiiri üzerine yaz(ama)dığı bir kitaba karşı yazılan yazıları okuyoruz. Henüz bu yazıların ateşi sönmeden, Belge’nin, Risk Altındaki Akademisyenler başvurusunda bulunduğunu ve kabul edilirse İngiltere’ye göç edeceğini okuduk. Ve doğal olarak hep birlikte güldük, eğlendik, neşelendik. Ama bunların altında artık anlamsızlaşmış olan öfkemiz yatıyor ki bu öfkenin sebebi de Belge’nin nasıl risk altında olabileceği üzerine kafa yormamız. Önce Sartre’ı -Hülya Koçyiğit’in “fazla özgür bir ülke” olarak tanımladığı- Türkiye’de erişime kapalı olan “Özgür Ansiklopedi” sloganlı ve VPN ile ziyaret edebildiğimiz Vikipedi’deki Sartre maddesinin, Sartre ve Aydın Tavrı adlı alt başlığından okuyalım: “Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş ve bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülmesine vesile olmuştur. … Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren ...

canavarlar

                                                                                                      "dün merdivenlerden çıkarken,                                                                                                          orada olmayan bir adam gördüm.                                                   ...

metafor cinayetleri

telefonun sesini duyup gözlerimi açtım. uzandım ve kulağıma doğru götürdüğüm aralıkta ekrandaki saat simgesinin altında sıfır üç elli sekiz rakamlarını gördüm. telefonu saat üç elli sekizde sürekli çalan birisi olarak buna şaşırmamıştım. iki elli dörde ya da bir onsekize de şaşırmazdım. bir metaforun ne zaman öleceği ve cesedinin ne zaman bulunacağı hiçbir zaman belli olmuyordu. yıllar içinde belli olduğuna kanaat getirdiğim tek bir şey vardı, o da tüm metaforların gece öldüğüydü. ölmek için gün ışığını doğru bulmuyor gibiydiler. sanırım onlar da herkes gibi güneş belli bir açıdan düşerken ölmek istemiyordu. *** basmane’nin arka sokaklarında, oteller sokağı ile agora arasında bir yerlerde, büyümekle ilgili bir metafor ölü bulunmuştu. 38 yaşındaydı. erkekti. ilk kullanıldığında sene iki bin seksen üçtü. avangard birkaç tipin kullandığı bir şey olarak dolaşıma girdi. onu bir deneyde kullanan bir şair ise istediği sonuca ulaşamamıştı. araştırmaları gerekli yatırımı almadığı için ...

mutsuzluk

sevgilim dünya çok sıkıcı bir yer sevgilim sıkıntıdan ölmemize ramak kala film başlıyor sevgilim erteliyoruz hiçbir şeyi yok bir yenisi gitmelerin senin dudak bükmelerinden artıp benim kaybetmeye mahkum zarlarıma konan: zar atmak ilk belirtisi kaybetmenin   ve uyanmak kabul etmek yeni günü - siz de bir lira farkla biraz daha insan üç taksitle biraz daha mutlu on yıl vadeyle kocaman ve daha sarışın bir aile olabilirdiniz, diyordum hiç şüphesiz bir eleştiriye girişti bu senin dipnotlarından artıp benim satırlarıma sızan yazmaya başlamak: kabul etmek asla anlatamayacak olmayı açılmış ve henüz kapatılmamış bir parantezdin sen açılmış ama kapanacak bir kesik katlanılamaz bir pazar büyüyordu içinde varlığını kanıtlayacak bir formül yoktu bir formül yaşadığının belirtisi olarak can sıkıntın vardı biraz kemerli bir burnun ama yine de güzelliğin kanının içinde akması saçlarının uzaması ve tırnaklarını yemen vardı görünürde hiçbir sorun yo...

Dış Güçler: Bir Pazar Akşamı Rastladım Size

Dünyanın bütün pazarları birbirine benziyor. Tanrı haftanın günlerini yaratırken tek bir pazar yaratmış ve onu bir kere kopyalayıp sonsuz kez yapıştırmış gibi. Ama o Pazar hayatımda yaşadığım en tuhaf ve bu yüzden tek farklı pazardı. O Ses'i izliyordum, Sema banyoda saçlarını kurutuyordu. Sehpadaki şarap kadehine uzanırken bir anda onları orada gördüm. Her sağlıklı insan gibi yerimden sıçrayıp çığlık attım. Çığlığım bittiğinde fön makinesinin sustuğunu fark ettim, Sema  salon kapısında elinde fön makinesi ile dikiliyordu. Ağzı şaşkınlıktan yarım açık kalmıştı. Gözlerini odadaki iki kişiden ayıramıyordu. “Siz, siz…” diye kekeledim ve sustum. “Siz” dedim tekrardan gücümü toplamaya çalışarak, “n... ne… ne zaman girdiniz buraya?” “Halı için geldik” dedi kadın, adamla birlikte gülümsediler ve devam etti, “şaka, biz hep buradaydık.” Sesinde belli belirsiz bir aksan var gibiydi. Sema  elinde fön makinesi, arkasında fön makinesinin kablosunu sürükleyerek yanıma geldi. Odadaki insanlar...

Kurgusal Bir Günlük Denemesi - Palmiyelerin Altında

1981 1981… Ne vardı bu yılda? Eski dondurmaların tadı? Yoldan geçen haşlanmış mısırcıyı tanımak? Yazlık akşamları? Son komşuluklar..? Çay bahçeleri? Fuar zamanı? Hayır, bunlar değildi. Sanırım aradığım şey içi boş bir nostalji avuntusu değildi. Geçmişin hiçbir zaman şimdiden daha iyi olduğuna inanmıyordum. Hiç şüphesiz gelecek de şimdiden daha iyi olmayacaktı. Sadece olacaktı. Her zamanki gibi. Aslında olanlar daha çok tüm dünyanın yine bir değişimin eşiğinde olmasıyla ilgiliydi. Soğuk Savaş birkaç yıla bitecekti… Yaz saati uygulaması ilk kez Sovyetler Birliği'nde de hayata geçirildiğinde tarih 1 Nisan 1981’di. Daha sonra, dünyanın ilk ve tek bireysel terör örgütü olduğu anlaşılacak olan    Mehmet Ali Ağca, Papa II. Jean Paul'e karşı suikast girişiminde bulunduğunda ise takvimler 13 Mayıs’ı gösteriyordu. Bir yandan Kaliforniya'da ilk AIDS vakaları başlarken -3 yıl sonra Michel Foucault’yu da öldürecekti- dünyanın diğer ucunda İsrail, Golan Tepeleri'ni ...

Z raporu

Bir sıkıntı anında sayıklanmış Aynı dilde unutulmuştur amen, amin, aman Plastik em soru solu gen tüket Gel biraz da şuralarımda ağla Sandığını önüne kadar getirdim İçinde anıların ve öyle sandıkların: İçime çiçek ekme Sonra sulamayı abartıyorsun Çiçek çürüyor sonra içimde çürük çiçek kokusu bırakıyorsun Bana yemekler yediriyor gözlerini belirtiyor bana temiz yataklar ayarlıyorsun: Uyanıyorum ve kabul ediyorum sefaletimi: Ben bir burkulmanın anısıyım Yanlış atılmış bir yazı-tura Bir çekilmenin vaadi Bir türlü hatırlanmayan adım Olmama bir bahane yok Günün sonu akşam Başka bir şey bilinmiyor hakkımda Bir gülmenin son anları Yumuşak bir geçiş Fırça izlerini ustalıkla yok ediyorum Artık üslubumdan da tanınamam Sildirdim dövmelerimi Beni bir başkasından ayıracak ne varsa Bir tehlike anında kalbim kırılmasın için ikna olmak üzere olan biri varsa: Gülüşü tutuyorum iknayı durdurdum kendimi atıyorum bu hesaplamadan Sonuç sıfırdan biraz fa...

Semih Özakça, Nuriye Gülmen ve Ahmet Güntan

Semih Özakça ve Nuriye Gülmen ölmek üzere. Bunu hepimiz biliyoruz ve onları vazgeçirmenin mümkün olmadığı artık çok açık. Oldukça sert olduğunu biliyorum ama şu andan itibaren bıraksalar bile bedenlerinde ömür boyu sürecek izler bırakacak bu eylem. Açlık grevi nedeniyle ölmek üzere olan iki insan varken, açlık grevi üzerine felsefe yapmak, Gülmen ve Özakça'ya akıl vermek benim açımdan ahlaksızlıktır. Ama bu ahlaksızlık da yetmiyor artık bize. Artık gizleyemediğimiz bir öfkemiz var çünkü. Bazen bir haberin veriliş şekli üzerinden ortaya çıkabiliyor bu dizginlenemez öfke: Artık onlara kızıyoruz çünkü onlar bu eylemle büyüdükçe biz küçülüyoruz. Onların bedeni küçülerek büyüdükçe biz daha da küçülüyoruz. Benzetme için kusura bakabilirsin Ahmet Güntan. Sabahtan beri bir şey yemedim. Açlıktan olabilir. ** Keyfi yerinde insanların ölüm orucu/açlık grevi rahatsızlığı diye bir şey var. Yaşamı kutsamak üzerinden hareket eden sefil bir durum aslında. Hangi yaşam? İktidarın sonsuz...