Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bildiğimiz Dünyanın Sonu

Sonuç: Her şey olması gerektiği gibi olmuştur. Efendim. Başka türlüsü mümkün değil. Toprağı sür, ağacı buda ve çiçeğe su akşam üstleri. Ahırı temiz tut, hayvanı kolla. Dağı büyüt, geceyi uzat. Bir daha bu mağarada uyuyamazsın. Eskide kaldı bunlar. Eskinin üzerine buraya, Bir karanlık gelecek, Buraya bir şaşılık, Bir dil sürçmesi, -olması gerektiği için, kadar, zaman, ve saire- Bir dil sürçmesi kadar uzun sürecek hayat. Yalnızca o kadar. Bu kısa hayatta, Sana yargılar bildirilecek. Bileklerin istenecek ve çocuklukların, Toplulukların işlediği kara günahın cezası, Bileklerine ve çocukluklarına kesilecek, Körpe bileklerine akşam olurken yedi renkli bir ışık düşecek. Her şey olması gerektiği gibi olacaktır. Efendim. Ben dahil. Ormanlar yanıyor. Buzlar eriyor. Ahırı temizlemeyi unuttum. Hayvanı öldürdüm. Kutup ayılarını, Buzulları, Penguenler dahil, kelebekleri de. Hepsini öldürdüm. Yapayalnız yürüyorum şimd...

Karantinada Sabah Şiiri

Senin sevgi dolu çocukluğundan gelip Benim sol omzuma konan şeytan Yatırım tavsiyesi veriyor sabahları -Bloomberg, Fox TV, DowJones, mısır rekoltesi Stoklar, maskeler, yoğun bakım üniteleri- Biri güz bankasına yapraklar yatırıyor Bir çiçek kumbarası veriyorlar Bir geçmiş kutusu İçinde fotoğraflar mektuplar İnsanı kendisi yapan şeyler Batık krediler ödenmemiş yeminler Bir kez yutkunduktan sonra verilmemiş sözler Birbirleriyle konuşan kağıt parçaları Hisler hezeyanlar gün batımları Bizden bahsetmek kimin adı Unutmanın adı ne Özlemenin Yok kalmanın Bütün bunların cevabı Tersyüz olmuş bir mezarda Sonsuzluk taşlarında yazılı Kehanetler erken kalkmalar uyku kaçmaları Geriye doğru takip ettiğinde bütün adımlarını Başkasının çocukluğuna çıkıyor yolun Geri dönmeye çalışmanın yanlış dolambacı Elimi bırak nefesini tut Kalbi yeniden değerlendiriyorum Uçurtmamın ipi koptu Kırıldı çiçek kumbarası Borsa çakıldı Kağıtlar iptal Bir sevgiyi yeniden değerlendirmenin alçaklığı

Nicolich: Buradan kurtulmak bize kaldı

*13 Ekim 1972. Cuma. Uruguay Hava Kuvvetleri’nin 571 sefer sayılı  uçuşunu gerçekleştirmekte olan Fairchild FH-227D uçağı, Uruguay’ın  Montevideo şehrindeki Stella Maris Koleji›nin «Old Christians» isimli  rugby takımını, And Dağları üzerinden geçen bir uçuşla, Şili’nin  Santiago şehrinde yapacakları karşılaşmaya götürüyordu. Hâlâ dağların üzerinde seyretmesine rağmen bulut örtüsünün içinden  geçerek alçalmaya başlayan uçak, kısa bir süre sonra isimsiz bir  zirveye çarptı.  Sonraları Cerro Seler adı verilen ve Glaciar de las Lágrimas (Gözyaşları  Buzulu) olarak da bilinen zirve, Şili ile Arjantin arasındaki uzak dağlık  sınırda yer alıyordu. 4.200 metrelik rakımda zirveye çarpan uçağın sağ kanadı koparak  geriye doğru fırladığında, kuyruk üzerindeki dikey dengeleyiciyi  kopardı ve arkada kocaman bir boşluğun açılmasına neden oldu. Az  sonra ikinci bir zirveye çarpan uçağın sol kanadı da kopunca, geriye...

Deneme_001

evden pek çıkmam. öğlenleri aren'le mahallede bir-iki tur atarız; hayalet park'a gideriz, ömer'le güzel sanatlar parkında çay içeriz, o günlük bisküvi hakkını yer, dönüş yolunda uyur, uyanmasın diye eve girmem.  bazen uyanması bir saati bulur, bazen parka çeker, çocukların gürültüsünün onu uyandıracağı zamanı beklerim. hemen uyanmaz. bazen ani bir gürültü gözlerini açar, gözleri açıldıkları hızdan uzak ağır ağır kapanır. o açılıp kapanmanın bir anında uykulu gözleriyle bana baktığını görürüm. aramızdaki sözsüz, biyolojik anlaşma her şeyi çözer. ben oradaysam o uyur, o uyandığında ben hep orada olurum. ne anlatıyordum? evden pek çıkmam. yine çıkmıyorum. ama şimdi markete gittiğimde bir virüs havuzunun içindeymişim gibi hissediyorum. devletler tüm enerjilerini hayali düşmanlara harcarken, şimdi gerçek bir düşmanın gözle görülemiyor olması ama her yerde olması şakanın en iyi örneklerinden biri.

Ne Yetecek Daha

Dünyaya düştümse boş bir senet gibi Biri öder sandım bu yanılgının bedelini Benmişim ben miyim ben değilim derken Yeniden başa dönmek en başa dönmek Başı dönmek bu uçsuz bucaksızlıktan Sonsuza kadar bölünebilen her satır arası Her sessizlik her harf sonrası sonsuza dek süren sürüp giden sürünüp giden Katlanan kanatlanan kanıtlanan bir at değilsem bu konaksız yolculukta Her an bir kazanın ortasında Denklemin sustuğu Formüllerin ölüm kustuğu Yabancı bir bakış Bir kara safra da anlatmaya yetmiyor şimdi beni bana Şimdi beni bana yeniden Yeniden anlatacak bir canlı gerek Bulmaya bulunmaya dünyaya bulanmaya Başından göğe kadar haklı birinin Anlatması yetmiyorsa? Bir yerden başlamam gerek Şimdi buraya bir yıkıntı çizmem gerek Bana benziyor biraz  toprağında iz bırakarak ayrılan ayak izleri Öyle eskiden bırakmışlar ki sanki hiç tutulmamış elleri Şimdi buraya bir bomba çizmem gerek İsimlerini anmam gerek belki Varmıyor oysa dilim Evi ya...

Sevgi Organı

Al bak bu sensin Bu da senin sevme organın Bugün 500 bin yaşındasın Yarın üç Bugün nefret ediyorsun Yarın suç Bir kazı alanında buldular seni Yanında sevme organın Taşlaşmış bir suret Bir işlikte çöpe atılmış emeğin En çok ellerin Kavramış bak sevme organını Son nefesini öyle vermişsin Bizim buralarda sevgi suç Gerçeklerden kaç Yarım kalmış bir öç Her gün siliyorlar hatırlama organını Bizim buralarda tarih koca bir unut Unutma beni çiçekleri Ellerinde organından akmış birkaç damla sevgi lekesi Bizim buralarda hikayeler hep yarım Herşey biraz güç Sevgi organına yaslamışsın başını Bir kazı alanında Bacaklarını karnına çekmiş buldular seni Biraz yağmur yağmış Biraz yağmur yağmış Hepsi bu

dünyanın bir günü

italya'dan yola çıkan bir virüs yeni havalimanından türkiye'ye giriş yapıyor. organ mafyasının teslimatçısı yakalanmamak için üç gündür saklanıyor. üçüncü günün akşamı karnı acıkınca elinde kalan böbreği yiyor. "dünyanın en pahalı etini yiyorum" diye şaka yapıyor içinden. sahte can yeleği üreticisi sahte rakıdan korktuğu için bir litrelik tekirdağ alıyor. onun ürettiği can yeleğini giyen biri son anda kumsala zor atıyor kendini. çocuğu denize düşmüş yolda. pentagon’un satın alma departmanında çalışan beyaz yakalı suriye’den petrol çalmanın yaklaşık maliyetini hesaplamıştı 10 sene önce. şimdi evde bruce willis'in mültecileri barbarlardan kurtardığı filmi izlerken pizza yiyor. metro turizm’in muavini mültecileri avrupa’ya taşımak için “nuh’un gemisi kalkıyor” diye bağırıyor. gece sınır kapısına doğru yürüyen mültecilerin arasında bank asya’dan havale yaptığı için iki yıldır aranan adam "30 kilometre kaldı" diye sayıyor içinden. sınır kapısında...

Ay ışığını hatırlıyor musun?

O zaman her şey yeniydi. Beklemek, acı çekmek, görememek, anlayamamak yeniydi. Sonra birden hepsi eskidi. Bir gecede, her şey, çok uzun süre önce yaşanmış ve artık bitmişti. "O geceyi" dedim, Nevzat'a, "o geceyi hatırlamak bazılarımızı öldürdü. Nevin kendini astı. Murat bileklerini kesti. Hacer'le umut hap içti. Umut önce kurtuldu. Sonra daha çok hap içti. Hem de kurtulduktan bir gece sonra. İntihardan kurtulmak bile yetmemişti Umut'a. Hepimizin gözü önünde oldu bu. Hepsi gözümüzün önünde intihar etti. Biz intihar ettikleri o odada karşılarında otururken öldürdüler kendilerini. Gözlerimizin içine bakarak. "Hoşçakal" diyerek. "Her şeye rağmen seni tanımak güzeldi" diyerek. Biz ölmedik. O koltuktan kalkamadık ama kalkamazdık da zaten. Kalksak biz de o ölüm yataklarına girecektik. Ölmedik ama bir yere de gidemedik. Bizi saldılar ama orada kaldık biz. O ölüm saklı kaldı bizde. İstihkakımızdan ödün vermedik. Oksijenimizi sonunda kadar aldık. ...

Öpünce Geçer Sandım

Güneşin doğmasına tam 3 saat 17 dakika Sonra trafik uğultusu, dükkanlar, yollara dökülen cansız bir nehir   Yatağını değiştirirse diye bir gün Yanlış ağaçlara doğru çaputlar bağladım Bana kalan bu oldu dünden Öpünce geçer sandım Yumruk sıkmak gerekiyormuş Dünyayı durdurmak isimli bir masal anlattım Masadan sandalyeden başka kimse yokmuş duyan Saçlarım ıslak dışarı çıktım Cebimde beş kuruş Bütün gün sokak sokak dolaştım Halkın nabzını tuttum, ölmüş Bir şey olmadı bugün de Haber bültenlerine, başınıza gelenlere, yeni gelişmelere inandım Yine de olmadı Öpünce geçer sandım Sarılmanın bir sosyolojisi varmış Anadili unutturulan çocuklardan söz aldım Bir daha yapamayacaklarmış Tokalaşmanın, öpüşmenin, giyinmenin ve içmenin   Adaletin değil ama ödeşmenin politikasına Yanlış anlamanın, yanlış anlatmanın Dilinde çok az kalmış bir şivenin anlattığı o tarihe inandım Bir yarayı dikmek değil Haritadan bir şehri silmek Bir pat...

Biz Onunla Çok Eskiden

Biz onunla eski arkadaşız Çok eskiden düşmüş olmamız gereken bu kara kaygan yerde Zaman zaman yamalanmış Yalan malan da olsa. Çok eski arkadaşız O kadar eski ki taşlara kazınmıştı hukukumuz Benim üzerimde yıldızlı gök Onun içinde ahlak yasası Don yok ama götümüzde. Belli ki rastlanılmış çok eskiden Belli ki aşılmış belirli bir süre zaman Yoksa nereden bilecektik çok eski arkadaşız Çok eskiden düştüğümüz bu beyaz boşluğa Karanlık adını takmışız. Önce yan yana oturduk Sonra aramıza bir çukur kazdık Gökyüzünü doldurmak için demişti çukura Bir ayna kırmalıyız şimdi Ve bu aramızda olmalı en büyük sır Gökyüzünü gömdüğümüz o gece Ne benim üstümde yıldızlı gök Ne onun içinde ahlak yasası Ne de don yoktu götümüzde  Yoksulluğun bütün çağlarında ellerimiz hep Ellerimiz çalıştı durdu Ellerimiz karanlıkta Ellerimiz böyle yeşil yeşil Toprakta küf Sütte zehir Kanda yalan vaadettiler Çukura gömdüğümüz gökyüzü Işıl ışıl yanıyor hâlâ. ...

kuyu meseli

çocuk avurtlarında tırnakçı dikişi, kal-u bela’dan format bir açıyor gözünü duman dumana zırıltıdan yanıyor orman kalemini kişnetiyor haftalık bülten, atlarını besletiyor doru devlet düdük sesleri, kul’am’para yakarışında fazla muhabbette argoyu mesken tutmuş döndürüyor çavuşun ucunda sözlük kayıran bir bulut! diyor, bir uçak, gazoz istiyor hamamcıdan papiklere göz koymuş babasultan: ıh yap diyor, bilinmesin yaşadığımız gelişi kaça, gidişi gafti, donunda sallarlar adamı çocuklara çömeli bahardan paket ettiler gelini gazeteye sarılı emanet sallama sesleri, deriye değen sivri yamuk yapıyor atmık göllerinde köfteden kurumuş malafat ayıkıldığı yerde soğuk yamalı haybecinin olmaz masalı çakmış roju ayakta kalmış ezgin, sırayı çapraz dönmüş kaynar yol yapıyor kendi masalına talebeye çekmiş istasyonda ihtiyar maval okur durur voltada abecinin son numarası bir yazıdaan bir turadan yaşamadan geçmiş masa başına bilbin, elinde kör kalem görgün namefta, namerhum, n...

Sonra Yapılacak Tek Şey Var

Sen. Makinenin başındaki adam, atölyedeki adam. Yarın sana su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Tezgâhı ardındaki kız ve büroda çalışan kız. Yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Fabrika sahibi. Yarın sana talk pudrası ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Yarın sana eski yaşamı yok edecek yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:  HAYIR de! Sen. Odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:  HAYIR de! Sen. Hastasının başındaki hekim. Yarın sana cepheye gönderilecekler için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de! Sen. Kürsüdeki rahip. Yarın sana cinayeti kutsamanı ...

Boş Belge: Türkçe Edebiyat

Yine akşam oldu. Mesaiden yorgun argın çıkılmış, gün batımı kaçırılmış, bir gün daha kaybedilmiş, omuzlarımızdaki rüya-kediler bütün gün beynimizin içini kemirmiş, beynimiz rüya-kedilere karşı zamansız-böcekler yaratmış, sonra kontrolden çıkan iki savaşçı birlik bir araya gelip beynimizle savaşmaya devam etmişti: Onu öyle söylemeseydim, keşke orada o cevabı verebilseydim, keşke zamanında başka bir meslek seçebilseydim, dünyanın haritalandırılmamış yerlerini keşfetmeye çalışırken ben de öyle haritasız, zamansız, geriye dönüşsüz kaybolup gitseydim… Ama olmadı. Çünkü her şey olması gerektiği gibi oldu. Şimdi de, sanki yarın bütün o giriş-çıkışlar hiç olmayacakmış, otel öğlen boşalıp yine aynı öğlen dolmayacakmış, yüzlerce odanın binlerce valizi hiç taşınmayacakmış gibi içmeye gidiyordum. Önce omzumdaki kediyi susturdum, sonra da aklımın içindeki kıpır kıpır böcekleri defedip sahilden meyhaneye doğru yürümeye devam ettim. Deniz kızlarının, yunusların, gececil martıların, karanlıkları ...

Kiç İkame: İmamoğlu bir sabah korkunç düşlerden uyandığında…

Eserlerin kendinden değil de toplumsal arkaplandan yola çıkmayı seviyoruz: Ressama giydirdiğimiz “çıldırmış ulusalcı” deligömleğini dikmek  en pratik yol. Bu gayet mantıklı ama ölümcül derecede de zararlı. Bir başka hatalı yaklaşım ise nitelikli olmayan halk sanatını yeteneksizlik üzerinden değerlendirip rafa kaldırmak. Oysa söz konusu eser nesnel olarak değerlendirildiğinde, yerleşik bir hastalığın dışavurumu olduğu, bunun da onu sanat eseri yapmaya yettiği görülecektir. Öncelikli olarak resmin kiç kisvesi altında bir ucubeliği gözler önüne serdiği kabul edilmeli. Taşıyıcı tüm kolonları bu kiçlik üzerine kurulu: Biçimin her şey olduğunu kabul etmeli ki anlatmak istediği suçu kendi de işlesin, ve resim görüldüğü anda, kendisine bakan bakış ile o açık sözleşmeyi imzalasın. Bu suç ortaklığı da görevini yapsın ve bilgiyi ifşa etsin. (Günümüzde üstanlatı ile kendinden bahsetmeyen her eser ölü doğmuştur ve ancak dekorasyon amacı ile kullanılabilir.) İşporta işi bir görünüm için ü...