Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Otoyol Ölüleri İçin Matematik

Yanağı sıcak asfalta yapışmış Artık hangi hayvan olduğunu kimse bilmiyor Kıl, kan ve yerle bir olmuş kas karışımı bir nesne o Gözü bir süre gördü dünyayı Sesler duydu ve bir süre anlam verdi her şeye Kullandığımız anlamda kullanmasa da kelimeleri Onun da kafasında bir Aristo vardı doğuştan Canlı-cansız tehlikeli ve dost ve yenilebilir ve tadı kötü olanlar diye üçe ve altıya böldü her şeyi İşte artık bir bütündü o Şimdi onun ne olduğunu anlayabilmek için Bu otobanda en çok hangi hayvanın öldüğünü anlatan grafiklere ihtiyaç duyuluyor Öyleyse bir tarla köpeği olduğunu düşünebiliriz onun Bir otoyol kedisi Bir şehirlerarası sıçanı Yanılan matematik olacaktır Kimse bilmiyor Kedi nerede başlıyor köpek nerede bitecek

zambaksız padişah

kalk kalk bak zambak anlatıyor hikayeyi bir bitki süresince duyulacak liflerin genişlemesi ve ışık sızacak damardan sonra son çıkış birden zambak bak bak anlatıyor hikayeyi görevi geceden tedbir almak bir hayvan düşün kendi postuna sımsıkı geçirmiş dişlerini derilmek nasıl yazılıyordu unutmuş parlak bir zambak bak bak doğruyor görüntüyü  doğruyor ayakucundan ufka kadar tarıyor örüntüyü kayıtsız bir canlılık buluyor üfle diyor bir polisle bir torbacı arasındaki farkta ısrar ederek üfle içinde tut ve bırak şimdi tamam beni doğaya saldılar içimde pil yoktu dışımda pul karşımda put güneşten aldığımı toprağa verdim topraktan aldığımı havaya göğerdim göğe erdim güya erdim bu bilge halim en yakın şehir merkezine kaç saatsa kuş uçuşu bir günlük mesafede o kadar terk edildim kimse gelmedi almaya dünyaya kimse gelmedi kaç yıl boyunca içimde bir köpek içimde bir köpek ölüsüyle zambaktan bir mezar bak bak havlayarak güne selam verdim en az üç kişiyi öldürdüm içten bir günaydınla bir katil gibi...

kurguda bir boşluk

  bir gün görüşeceğiz. kıştan sonra. ya kurguda bir boşluk var ya dünya tuhaf, ya çamurdan ya kaburgadan saçma bir yaradılışın yan etkisi, olağanüstünün kaybedilmesiyle yerçekimi devreye giriyor, bizi sıkı sıkı bağlıyorlar yere, yerle ilişkili bir şeylerle bağlıyorlar bizi, ağırlık birimleri, değerler, yasalar, ışıklar yanıyor, hayaletler kayboluyor ortadan, canlı, sıkıcı bir yayın başlıyor işte. ellerime bak, kavrıyorlar yorgun ve umutsuz aletimi, bir baş parmak ve bir işaret parmağı bir araya gelmeseydi mümkün müydü bu, ve bir başkaldırı gerçekleşiyor ölüme karşı; hangi zafer uzun sürmüş ki o kadar, hangi yakınlık o kadar saydam, hangi uzaklık o kadar hesaplı. bardağın sıvıya çektiği sınır, verdiği biçim, akşamüstünün bir boşluk duygusunun adı olması, bedenin kişiye çektiği sınır, ömrün bir mimari biçim, boşluğun çelik, çimento, bir gün son bulması hepsinin. bir gün görüşeceğiz. bir akşamüstü. boşlukla doluyken etrafımız. orada baltalarına yaslananlar oldu, burada kökleri çürümüş...

tarantula

içe doğru genişliyor, yayılıyor tarantula. resmi evraklara benziyor dünyayı kaplayan bir memur, yeterli bir kanıt: var tarantula. gözlerini açıyor karanlığı tarıyor karanlıkta karanlığı görüyor tarantula. açıl tarantula, ele geçir, kapla, vakumla, çürüt ve devam et buna. devam etmeye devam et karanlıkların haksız hayvanı devam et kendine. üçten önce mutsuz üçten sonra bitkin inanmıyormuş, hiçbir şeye ne bir eksik ne bir fazla eti taştan eskiymiş, cilalı yalan çağı, tuz çimen toprak demir kaba aptal çağlar açar çağlar kapar büyür tarantula. dünya körmüş gözden önce kulaktan önce sağır dokunmaktan önce masum ve sevgisiz. ah o huzurlu ve korkunç geceler. diyerek genişliyor tarantula. örüyor ağ, yakalıyor av, dişlerinde kullanılmış bir balta taşıyor tarantula, bir dünyanın ölümünü taşıyor içinde başka bir dünya yok içinde. tarantula. i̇çinden konuşuyor. zambak yiyor geceleri, diken kusuyor sabahları. dili yok sessizliği konuşuyor zamanı yok sonsuzluğu anlıyor sınırlı bedeniyle dışı yok ell...

De Ki Onlara

  Yaz doldu sokaklar Sıcak parçalar Boş salyangoz kabukları Aksine büyüyen çiçek Balon gibi şişip dünyayı dolduran sessizlik İçinden çıkarıp güneşte kuruttuğun Bir toprak parçasıyla yoğurup Çürük bir canlı yaptığın bundan Canavar bir cumhuriyet Kesik kesik soluyan Antik bir hastalığı inleyen bu kent Bir iz bıraktı Bıraktı elbet Bir yüze benzettin onu Bir kıtaya Dön Yaz doldu sokaklar Sıcak parçalar Avucunda aksine büyüyen bir çiçek Bir ağız bul Ve de ki onlara Sen parlayan gümüş bir pulsun Yerin ayrılmıştır eski tanrıların yanında Ve de ki onlara Asya’ya çizilmiştir yüzün boydan boya Bir gün düşeceksin sarı kumlara Kapanırken ağaç ada ve dağ De ki onlara

yabancı

dünya güzelmiş öyle diyorlar. öyledir elbet, hiç bilmiyorum, gözümü yolda açtım sanki, evsizlik evim, toz toprak açlık kıyafetim oldu. yedi yaşımda çöpe çıkmaya başladım. karton kutuları ayıklarken yemek artıkları bulaştı ellerime, bu arkamdaki binalarda oturanlar yediler onları, ellerime bulaştı salyaları, nefret ederler benden bu yüzden, salyaları bulaştığı için ellerime, ben de olsam ben de kızardım, dünyalarını kirleten bir şey görüyorlar bende.

Kaza’ya Doğru

Zaman bitti durmak başladı: kan durdu ölü, dünya bitti söz, yol bitti çöl, yön bitti beyaz bir boşluk, ben hep kazayı bekledim Başlayan ve biten boşluklar arasında. Ben bu kazayı başıma gelsin diye A noktasından B noktasına giderken O kusursuz X noktasında kafa kafaya gelelim diye Kaç gece kaç sabah kaç yama Aç karnına Kaç kilometre boyunca ilmek ilmek yürüdüm Adım adım ördüm geleceği Ben bu kaza için Yolumu gözden ayırmam Ben bakmakla oluyorum Bıkmakla oluyorum yok Görmekle çileli yürümekle bitmez bir iştah var ayaklarımda Oturdum arkama yaslandım Son hızla gittiğim bu karanlık Benim has bahçem bu karanlık Artık olunmuş bunun bir çaresi yok Yolunmuş bir tavuk gibi bırakılmışım dünyaya Bir düşüşüm yedi yıl sürüyor: Yaşamak kaçınılmazsa bir kazadır Yoksa ufak bir yanlış anlama Geri dönüş her zaman vardır: Şansa bırakmayayım diye santim santim Adım adım sokak sokak Her bir kum tanesine bir görev ekledim Her rüzgarı bir neden belledim Geç kalmaları, anahtarları evde unutmaları Vakitsiz öl...

Portakal, Bıçak ve Hayvan

Unutulmuş bir hayvan gibi uyudu.  Koltuğa büzüşmüş eski bir hayvan ve buruşuk bir deriyle uyandı. Dünyaya ilişmek için zamana ihtiyacı vardı. Yalnızca biraz zaman. Kafasını toparlamasını sağlayacak, nesneleri ve kavramları yeniden tasnif edecek, her şey ancak yerli yerine oturduktan sonra Dünya kabul olunacaktı. Her şeyi anladıktan sonra. Bu kez doğru anladıktan sonra. Anneleri, çocukları ve belki babaları da. Diğer canlıların kategorik olarak daha üst bir hiyerarşide olması gerekiyordu bu kez. Çünkü doğal düşünce onlara aitti. Doğal Düşüncenin önemini yavaş yavaş kavrıyordu. Doğal Düşünceyi en üst basamağa yerleştirdikten sonra araçların olmaları gereken, almaları gereken anlama kendiliğinden ulaşacaktı. Portakalın ne olduğu da bu biçimde anlaşılacaktı. Bıçak ilk kez doğru kavranacaktı. İnsan ilk kez kendine dokunmuş olacaktı. Tanrısal parmak kırılmalı ve kangren olana dek bırakılmalıydı. Her şey yalnızca buradaydı. Göksel Babalar tarihin çöplüğünden çığlık atmayı bırakmalı ve art...

Seni Seviyorum (Lirik)

Seni ilk ve son kez seviyorum Güneş ışınlarının deldiği bu bedenle Nefes alamayan bir yanımın ölü Diğer yarımın da kayıp olduğunu kabul ederek Ve bir insan olduğunu bunun varsayarak Seni ilk ve son kez seviyorum Evet bir koru havalanmıyor belki artık Evet bir sokağı hatırlayıp ürpermek yok Evet yorgunuz ikimiz de bu yaşayamamaktan Bu hayat sandığımız hayatta kalmaktan Bu ibaretten bu anti ibadetten bu allahsızlıktan Sana inanarak söylediğin yalanlara Dünyaya ilişiyorum Dünyayla ilişkili ne varsa kabul ederek önce Hepsini reddetmek gerekliliğine Seni de yetiştirmiş bu ortak yalanlarla Adına insanlık denen bu varsayımla Yüzler kıyafetler arasında Seni ilk ve son kez seviyorum Uzun bir yola çıkmıyorum dur benimle Çay koyuyorum kahve koyuyorum İdamımı sırtımda taşımıyorum diye Anlaşılmıyor sevgi Bunu haklı çıkaracak hiçbir şey yok Hiçbir şey bulamadım hikayenin hiçbir yerinde İçimde unuttuğun bıçak Karnıma sapladığın gül Biri kör paslı diğeri solgun Seni ilk ve son kez seviyorum

Bir Antoloji Denemesi İçin Açık Çağrı

  Bir Antoloji Düşüncesi Antolojiler -geniş ya da dar- belirli bir zaman aralığını kapsayan seçmelerdir. Geniş zamanlı antolojiler bir ya da birkaç cilde hapsoldukların için okura ya da araştırmacıya dönemsel olarak yazılan şiir hakkında fikir verme konusunda yetersiz kalırlar. Bunun için kısa süreli bir zaman aralığını seçip bu zaman aralığında yayımlanmış şiirler toplamı daha işlevsel olacaktır. Ancak bu tercihte de önemli bir aksaklık noktası bulunmaktadır: antolojiyi toplayan kişinin öznel seçkisi. Bizim okuduğumuz şey aslında tam olarak budur. Çünkü antoloji işçisi diyelim ki 2010-2019 arasında dergilerde ya da kitaplarda yayımlanmış olan şiirleri kendi öznel dünya görüşü, şiir beğenisi çevresinde toplar (bkz. büyük olduğunu iddia eden şiir antolojilerinde yer almayan şairler sorunu). Sınırlı bir sayfa sayısıyla birlikte bu öznellik, -toplayıcı- her ne kadar nesnel olmaya çalışsa da geçirgen olacaktır. Başa dönersek biz bir avcı-toplayıcının sevdiği meyveleri görürüz ve kıyıda...

büyük bahaneler

… beni yatır sonra ışığı açık bırak bahçeye muz ağacı ek düzayak, sıcak bir ülke çıkar belki bundan insanlığıma ver hepsini büyük bahaneler uydur beni bir akşam geniş bir masanın etrafına topla her parçamı çağır tabaklarda gözüme perde çek uzun, dilsiz bir yemek ağzıma sessiz bir sonbahar sok mevsimleri durdur zaman akmasın artık beni aynı ırmakta yedi kez yun parça parça inşa et sonra yedi kez yık kavmimi sök çıkar içimden derime çentikler at hatırlat beni kısa bir süre sonra beni almaya gelecek devlet güçleri beni saymalarına izin verme beni sustaya çek okşa, oyala, sahip çık ses tellerime yerleş beni konuş beni anlat beni yardım benim yerime sular çekiliyor içimde bana akşam soğuklarında sus bana yaklaş beni incele düzümü kara yatır bir şeylere izim çıksın elle tutulur şeylerden söz et bana bir ağırlığı olanlardan gözle görülen renkleri, kulakla duyulan sesleri farkına varıldığında anlaşılabilen şeyleri böyle bir yaşamın olasılığı üstünde dur beni ikna et bu dünyaya tek boynuzlu atl...

her devletin bir ölü stoğu

nefes al nefes ver nefes al nefes ver sürdür taşikardi devam ediyor. nesneleri say: dikenleri olanlar: bir rahip olanlar dinden kovulanlar inancı askıya alınanlar -yumruğunu sık- bozuk çiçekler: çürürken ses çıkaranlar kötü kokanlar solmayanlar et yiyenler -dişlerini sık- imza defterleri: ilçe maliye teşkilatlarındaki genel işleyişin mevzuata uygun olmasını sağlamakla yükümlüler tapuda sıra bekleyenler memurluğunu yakanlar astigmatlar imzası olmayanlar parmak izlerini kendi silenler hâlâ doğru nefes almayı bilmiyorsun nefes al nefes ver panik devam ediyor: hiç öğrenemedin sana bir yaşamayı ve arzulamayı öğreten birkaç göçebe bulut şimdi buradaydılar şimdi yoklar şimdi belki soğudular yağdılar bir başkasının göğüne bir karış toprağına karnına alnına bütün bunların sebebi sen değilsin olsa olsa bir sonuçsun yalnızca her devletin soğuk bir koridoru var her devletin bir ölü stoğu var kabul edilebilir ölüm sayıları aylık yıllık bazda ölüm kotaları doldurulması gereken bir evrak pazarı kabul...

Tutulmamış Bir Söz İçin

Anne benim adım kayıp mı, Saati mi yanlış anladım zamanı mı, Hangi takvim aklında tutar anılarımı: Bu bendeki bu suçlu yaşamı değiştirelim, Bu gönül koymaları, bu geç kalmaları, Sızlayan bir vicdanla bu koltukta oturmayı, Başka bir şeyle değiştirelim: Yeni bir arzu bulsun, Yeni elbileseler giysin, Yeni bir renk düşünsün, Başka kirazlar yeni dünyalar: Bir gömlek giysin yakışsın, Bir elbise uysun ayakkabılarına, Bir duygu bulsun: Yapışır gibi en sevdiği akşamın anısına: Bunu bir süs yapsın; Bunu bir sürü, Bunu bir süre, Bunu tam bir yıl taşısın. Sanki yaşanmamış gibi bütün olanlar. Sanki düşmemiş gibi o oğlanlar o kızlar. Toprağa umutla baksın: Üç dakika daha verin, Sadece o kadar. Üç dakika daha düşüneceğim üstüne her şeyin: Gökdelenlerin, göç yollarının, Ölümün, yazgının, çatıların, Kırmızı olmanın, bir renk olmanın, Bir şey değilse de bir şeyin anlamı olmanın, Zamanın kış dönümünde tam kaç yıl çakılı kalmanın, Olmanın, şanssız ve eşsiz. Ellerinde durmadan bir ölü taşıyan, Çok eski bir...

gerçekler üzerine birtakım yalanlar

hakikat yalın ve nasılsa öyledir. gerçek ise sahtekardır çünkü o kendini yorumlanabilir olarak sunar. her dolandırıcının içinde taşımak zorunda olduğu acımasızlık gerçeğe içkindir. sizi de bu varoluş koşulu ile kandırır; hakikatin büyük sahnesinde birikir ve umursamazdır. gerçek, acımasızdır. sizin için bir yara olan gerçek için önemsiz bir karşılaşmadır. büyük kanyon ne kadar yaraysa elinizdeki kesik de o kadar yaradır. siz bir kaza dersiniz, oysa gerçeklik olağan bir biçimde, sadece akmıştır. yalanın antigerçek olduğunu düşünebilirsiniz. ancak her yalan hakikatin içindeki çarkları harekete geçirme gücüne sahiptir. hem de uzay-zaman bütünlüğünde bir sapmaya yol açmadan. çünkü bu harekete geçirme karşısında yalanın gerçekten oluş olarak hiçbir farkı yoktur. henüz gerçekleşmemiş bir geleceği saptırma gücüne sahip olduğun(uz)a inanıyorsanız bu sizi bir yalancı değil, bir peygamber hatta bir tanrı yapar. ama değilsiniz. sadece bir yalancısınız; yalancı olanlar tanrılar değildir, yalancı o...