Ana içeriğe atla

Kayıtlar

yabancı

dünya güzelmiş öyle diyorlar. öyledir elbet, hiç bilmiyorum, gözümü yolda açtım sanki, evsizlik evim, toz toprak açlık kıyafetim oldu. yedi yaşımda çöpe çıkmaya başladım. karton kutuları ayıklarken yemek artıkları bulaştı ellerime, bu arkamdaki binalarda oturanlar yediler onları, ellerime bulaştı salyaları, nefret ederler benden bu yüzden, salyaları bulaştığı için ellerime, ben de olsam ben de kızardım, dünyalarını kirleten bir şey görüyorlar bende.

Kaza’ya Doğru

Zaman bitti durmak başladı: kan durdu ölü, dünya bitti söz, yol bitti çöl, yön bitti beyaz bir boşluk, ben hep kazayı bekledim Başlayan ve biten boşluklar arasında. Ben bu kazayı başıma gelsin diye A noktasından B noktasına giderken O kusursuz X noktasında kafa kafaya gelelim diye Kaç gece kaç sabah kaç yama Aç karnına Kaç kilometre boyunca ilmek ilmek yürüdüm Adım adım ördüm geleceği Ben bu kaza için Yolumu gözden ayırmam Ben bakmakla oluyorum Bıkmakla oluyorum yok Görmekle çileli yürümekle bitmez bir iştah var ayaklarımda Oturdum arkama yaslandım Son hızla gittiğim bu karanlık Benim has bahçem bu karanlık Artık olunmuş bunun bir çaresi yok Yolunmuş bir tavuk gibi bırakılmışım dünyaya Bir düşüşüm yedi yıl sürüyor: Yaşamak kaçınılmazsa bir kazadır Yoksa ufak bir yanlış anlama Geri dönüş her zaman vardır: Şansa bırakmayayım diye santim santim Adım adım sokak sokak Her bir kum tanesine bir görev ekledim Her rüzgarı bir neden belledim Geç kalmaları, anahtarları evde unutmaları Vakitsiz öl...

Portakal, Bıçak ve Hayvan

Unutulmuş bir hayvan gibi uyudu.  Koltuğa büzüşmüş eski bir hayvan ve buruşuk bir deriyle uyandı. Dünyaya ilişmek için zamana ihtiyacı vardı. Yalnızca biraz zaman. Kafasını toparlamasını sağlayacak, nesneleri ve kavramları yeniden tasnif edecek, her şey ancak yerli yerine oturduktan sonra Dünya kabul olunacaktı. Her şeyi anladıktan sonra. Bu kez doğru anladıktan sonra. Anneleri, çocukları ve belki babaları da. Diğer canlıların kategorik olarak daha üst bir hiyerarşide olması gerekiyordu bu kez. Çünkü doğal düşünce onlara aitti. Doğal Düşüncenin önemini yavaş yavaş kavrıyordu. Doğal Düşünceyi en üst basamağa yerleştirdikten sonra araçların olmaları gereken, almaları gereken anlama kendiliğinden ulaşacaktı. Portakalın ne olduğu da bu biçimde anlaşılacaktı. Bıçak ilk kez doğru kavranacaktı. İnsan ilk kez kendine dokunmuş olacaktı. Tanrısal parmak kırılmalı ve kangren olana dek bırakılmalıydı. Her şey yalnızca buradaydı. Göksel Babalar tarihin çöplüğünden çığlık atmayı bırakmalı ve art...

Seni Seviyorum (Lirik)

Seni ilk ve son kez seviyorum Güneş ışınlarının deldiği bu bedenle Nefes alamayan bir yanımın ölü Diğer yarımın da kayıp olduğunu kabul ederek Ve bir insan olduğunu bunun varsayarak Seni ilk ve son kez seviyorum Evet bir koru havalanmıyor belki artık Evet bir sokağı hatırlayıp ürpermek yok Evet yorgunuz ikimiz de bu yaşayamamaktan Bu hayat sandığımız hayatta kalmaktan Bu ibaretten bu anti ibadetten bu allahsızlıktan Sana inanarak söylediğin yalanlara Dünyaya ilişiyorum Dünyayla ilişkili ne varsa kabul ederek önce Hepsini reddetmek gerekliliğine Seni de yetiştirmiş bu ortak yalanlarla Adına insanlık denen bu varsayımla Yüzler kıyafetler arasında Seni ilk ve son kez seviyorum Uzun bir yola çıkmıyorum dur benimle Çay koyuyorum kahve koyuyorum İdamımı sırtımda taşımıyorum diye Anlaşılmıyor sevgi Bunu haklı çıkaracak hiçbir şey yok Hiçbir şey bulamadım hikayenin hiçbir yerinde İçimde unuttuğun bıçak Karnıma sapladığın gül Biri kör paslı diğeri solgun Seni ilk ve son kez seviyorum

Bir Antoloji Denemesi İçin Açık Çağrı

  Bir Antoloji Düşüncesi Antolojiler -geniş ya da dar- belirli bir zaman aralığını kapsayan seçmelerdir. Geniş zamanlı antolojiler bir ya da birkaç cilde hapsoldukların için okura ya da araştırmacıya dönemsel olarak yazılan şiir hakkında fikir verme konusunda yetersiz kalırlar. Bunun için kısa süreli bir zaman aralığını seçip bu zaman aralığında yayımlanmış şiirler toplamı daha işlevsel olacaktır. Ancak bu tercihte de önemli bir aksaklık noktası bulunmaktadır: antolojiyi toplayan kişinin öznel seçkisi. Bizim okuduğumuz şey aslında tam olarak budur. Çünkü antoloji işçisi diyelim ki 2010-2019 arasında dergilerde ya da kitaplarda yayımlanmış olan şiirleri kendi öznel dünya görüşü, şiir beğenisi çevresinde toplar (bkz. büyük olduğunu iddia eden şiir antolojilerinde yer almayan şairler sorunu). Sınırlı bir sayfa sayısıyla birlikte bu öznellik, -toplayıcı- her ne kadar nesnel olmaya çalışsa da geçirgen olacaktır. Başa dönersek biz bir avcı-toplayıcının sevdiği meyveleri görürüz ve kıyıda...

büyük bahaneler

… beni yatır sonra ışığı açık bırak bahçeye muz ağacı ek düzayak, sıcak bir ülke çıkar belki bundan insanlığıma ver hepsini büyük bahaneler uydur beni bir akşam geniş bir masanın etrafına topla her parçamı çağır tabaklarda gözüme perde çek uzun, dilsiz bir yemek ağzıma sessiz bir sonbahar sok mevsimleri durdur zaman akmasın artık beni aynı ırmakta yedi kez yun parça parça inşa et sonra yedi kez yık kavmimi sök çıkar içimden derime çentikler at hatırlat beni kısa bir süre sonra beni almaya gelecek devlet güçleri beni saymalarına izin verme beni sustaya çek okşa, oyala, sahip çık ses tellerime yerleş beni konuş beni anlat beni yardım benim yerime sular çekiliyor içimde bana akşam soğuklarında sus bana yaklaş beni incele düzümü kara yatır bir şeylere izim çıksın elle tutulur şeylerden söz et bana bir ağırlığı olanlardan gözle görülen renkleri, kulakla duyulan sesleri farkına varıldığında anlaşılabilen şeyleri böyle bir yaşamın olasılığı üstünde dur beni ikna et bu dünyaya tek boynuzlu atl...

her devletin bir ölü stoğu

nefes al nefes ver nefes al nefes ver sürdür taşikardi devam ediyor. nesneleri say: dikenleri olanlar: bir rahip olanlar dinden kovulanlar inancı askıya alınanlar -yumruğunu sık- bozuk çiçekler: çürürken ses çıkaranlar kötü kokanlar solmayanlar et yiyenler -dişlerini sık- imza defterleri: ilçe maliye teşkilatlarındaki genel işleyişin mevzuata uygun olmasını sağlamakla yükümlüler tapuda sıra bekleyenler memurluğunu yakanlar astigmatlar imzası olmayanlar parmak izlerini kendi silenler hâlâ doğru nefes almayı bilmiyorsun nefes al nefes ver panik devam ediyor: hiç öğrenemedin sana bir yaşamayı ve arzulamayı öğreten birkaç göçebe bulut şimdi buradaydılar şimdi yoklar şimdi belki soğudular yağdılar bir başkasının göğüne bir karış toprağına karnına alnına bütün bunların sebebi sen değilsin olsa olsa bir sonuçsun yalnızca her devletin soğuk bir koridoru var her devletin bir ölü stoğu var kabul edilebilir ölüm sayıları aylık yıllık bazda ölüm kotaları doldurulması gereken bir evrak pazarı kabul...

Tutulmamış Bir Söz İçin

Anne benim adım kayıp mı, Saati mi yanlış anladım zamanı mı, Hangi takvim aklında tutar anılarımı: Bu bendeki bu suçlu yaşamı değiştirelim, Bu gönül koymaları, bu geç kalmaları, Sızlayan bir vicdanla bu koltukta oturmayı, Başka bir şeyle değiştirelim: Yeni bir arzu bulsun, Yeni elbileseler giysin, Yeni bir renk düşünsün, Başka kirazlar yeni dünyalar: Bir gömlek giysin yakışsın, Bir elbise uysun ayakkabılarına, Bir duygu bulsun: Yapışır gibi en sevdiği akşamın anısına: Bunu bir süs yapsın; Bunu bir sürü, Bunu bir süre, Bunu tam bir yıl taşısın. Sanki yaşanmamış gibi bütün olanlar. Sanki düşmemiş gibi o oğlanlar o kızlar. Toprağa umutla baksın: Üç dakika daha verin, Sadece o kadar. Üç dakika daha düşüneceğim üstüne her şeyin: Gökdelenlerin, göç yollarının, Ölümün, yazgının, çatıların, Kırmızı olmanın, bir renk olmanın, Bir şey değilse de bir şeyin anlamı olmanın, Zamanın kış dönümünde tam kaç yıl çakılı kalmanın, Olmanın, şanssız ve eşsiz. Ellerinde durmadan bir ölü taşıyan, Çok eski bir...

gerçekler üzerine birtakım yalanlar

hakikat yalın ve nasılsa öyledir. gerçek ise sahtekardır çünkü o kendini yorumlanabilir olarak sunar. her dolandırıcının içinde taşımak zorunda olduğu acımasızlık gerçeğe içkindir. sizi de bu varoluş koşulu ile kandırır; hakikatin büyük sahnesinde birikir ve umursamazdır. gerçek, acımasızdır. sizin için bir yara olan gerçek için önemsiz bir karşılaşmadır. büyük kanyon ne kadar yaraysa elinizdeki kesik de o kadar yaradır. siz bir kaza dersiniz, oysa gerçeklik olağan bir biçimde, sadece akmıştır. yalanın antigerçek olduğunu düşünebilirsiniz. ancak her yalan hakikatin içindeki çarkları harekete geçirme gücüne sahiptir. hem de uzay-zaman bütünlüğünde bir sapmaya yol açmadan. çünkü bu harekete geçirme karşısında yalanın gerçekten oluş olarak hiçbir farkı yoktur. henüz gerçekleşmemiş bir geleceği saptırma gücüne sahip olduğun(uz)a inanıyorsanız bu sizi bir yalancı değil, bir peygamber hatta bir tanrı yapar. ama değilsiniz. sadece bir yalancısınız; yalancı olanlar tanrılar değildir, yalancı o...

sonsuzlukta açılmış bir parantez için

bozuk bir kod parçası yüzünde ya da bir asmanın tek bir yaprağında bir açıklığa düşen gölgede: tarihi kim yapmıştı insanlar, at arabaları toprak kaplar, deniz kabukları uzun bir yoldan dönülmüş ya da hiç gitmemiş gibi oturuyorsun kaybolmadan çıkılması imkânsız bir yolun en başında durdun durdun, durdum: dünyaya bakıyorsun artık hiçbir şey olmayana kadar organların kendini kanıtlıyor bir kalp bir kalptir ama senin bir adın var kim yaptı tarihi bir elişi tanrısı mı savaş baltaları mı pazar yerleri hava durumları hastalık mı? : kanaviçeler büyüyor odalarda iğne oyaları gibi bir kanser içinde tığ sesleri yemekler pişiyor -sanki herkesi doyurmaya yetecekmiş gibi- arkada sayıklayan bir şey daha var kuruyan çamaşırlar bu ölüm bu yaşamak sanılan bu yıkım bu bir ev sanılan:

Bir Öğle Vakti İçin Şiir

Beni tastamam böyle ettiler künye taktılar boynuma kaya kadar belirliyim bitki adları gibi biliniyorum nasıl beslenmem gerektiğinin tarifleri sevgi zorluyorlar anla zorluyorlar tut diyorlar bırakırsan kimse değil sen ölürsün ne bıraktım ne öldüm ne de buradayım şimdi senden n'aber? Benim bir deneyim olarak kabul ettiğim yolculuk öyle bir yolculuk vardı bir öğle vakti başladı her şey bitti sonraki öğle vakti kuşlar dindi rüzgar öldü doğumgünleri bir yaşamı olduğunu bunun bir yaşam olduğunu bitki, kaya, insan gibi bir yaşam olduğunu Bir alçaklık olarak yürürken kaldırımda Kıçı yırtık, kurumuş çamurlarıyla Pembe bir eşofman altı Çöpten bulunmuş lame bir çanta ile -İşte bu, bütün bir dünyanın tek bir anda anlatılmasıydı İnsanlığın bütün zenginliği Kırık dökük bir kaldırım, kıçı yırtık bir eşofmandı.- Meyankökü şerbetinin tadı panzer lastiklerinin kokusuna karışıyordu demir kokuyordu plastik bile Her köşe başında bir kontrol noktası Çelik bariyer, polikarbon kalkan, beton barikat ark...

Organ Mafyası İçin Bir Şiir

  Çocukları kesip melek yaptılar - daha geçen gün - Hatırlıyor musun sen de çocuklar melek olmuş haberlerde açıkladılar Karnımda bozuk bir klarnet ağrısı Gösteri peygamberleri, köfteciler Gizli tanıklar, organ kaçakçıları Bize günaydın diyen bu ses Patlak bir trampetin duyulan son notası İstatistikler sonsuzu sınırlamak için Tüm olasılıklar bunun imkansız olduğunu kanıtlamak için var Bir daha uçamayacağız hiç Çünkü kanatlarımızdan artanla çocukları melek yaptılar Yüzlerinde bir moloz tozu Bu neşeli düğünde ölü oynuyor çocuklar Tüylerimizde altın, petro-dolar Altımızda gördüğün bu sarsıntılı yeryüzü şekilleri Bozuk bir çiçek dürbününden baktığın için var Bataklık İnsanları’dır kavmimiz Daha yakından bakalım içimize Bir kat daha kaldıralım örtümüzü Ellerimiz bunun için var Kötü kokular üstüne boyalar ziller şallar Zürafaları öldürmek için var Ellerimiz ellerimiz benim sevgili celladım Bir yapmak bir bozmak en çok öldürmek için var

Walt Whitman İçin Bir Şiir

Aydınlanma, modernizm, demokrasi, eşit haklar Hepsi bir bir dökülüyor Bir ölünün yüzündeki simli makyaj gibi. Hakikatin doğasındaki büyük yalan Çekirdekten dünyaya yayılan  Haber, olay, felaket, kriz Gösteri toplumunda bir öğle yemeği sadece. İsa; kurtar bizi Muhammed; bize cenneti vaat et Antigone; aç gözlerini Themis’in Bir kez olsun görsün dünyayı Ve tekmelesin elindeki teraziyi. Çok eski bir yaratık Uyanıyor uykusundan Tarihe bu kadar yakın Kendinden o kadar uzak Uçurumları seviyorsan yol kanatlarındaki parlak tüyleri Çakılana kadar biraz daha zamanımız var. Kurudu çimen yaprakları uzun, soğuk bir çağ başladı şimdi.

bir kalp şiiri

. . dünyanın en güzel kalbi dünyanın en yaşlı en büyük kalbi yine de sarılarak tüketebilirdim seni tükettim kanını emmek bir reklam filmiydi kanından konu çıkartmak sloganlara rahiplere bilim insanlarına bölmek onu güzeldi güzeldi kalbini yavaş yavaş yok etmek piyasa leşçilerinin önüne atmak borsada düşüşünü görmek güzeldi hepimize yer vardı senin eski kalbinde yüce dağlar kadar yüce karanlık kuyular gibi karanlık bir örümcek kadar tekinsiz bir gölde boğmak kalbini ateşte kurutmak sabaha kadar ağlamak kalbinin başında güzeldi. bir arka balkonun yalnızlığına çekildim kalbinin bittiği gün.

kötü bir gündü

Üzgünüm -dışardan yemek söyledim- Üzgünüm -kötü bir gündü- Üzgünüm -bundan sonrası böyle geçecek. el yazım birden bozuldu. durdum. dehşetli bir göz kaçırmaydı. anladığından korktun mu hiç. geriye dönüşü yoktu. yaşanmış olan yaşanmıştır. yaklaşmakta olan yanımızdan geçti gitti ve hiçbirimiz fark etmedik bunu. üzgünüm. yemeğim gelmedi. dünya ısındı. bu bir değer kaybıydı. kaygan. orada olmaması gereken bir şeye elim değmiş gibi. eşyadan bir his kaptım. bu bir zehirlenmenin anısı gibiydi. dündü. her şey orada bitti ve devam etti. bittikten sonra devam etmesi ne anlama gelir. bunu biliyorsun. gözlerini kaçırdığın o an. dünyayı anladın. bütün borçların silindi. sinir uçların son bir kez titreşti. o an. gerisi yoktu ama devam etti. vazgeçilmiş bir intihar değildi. ölüm gerçekleşmişti ama yaşamak devam etti.- Üzgünüm -yemek geldi. televizyonu açtım. haberlerde bir adam. dünyayı anlatıyordu. sayılardan söz etti. sanırım dünyada onlardan başka bir şey yoktu. ölenler, eşya, meclisteki fikirler, ...

bazen havada duruyor

. . a ğzımda bir bulantı bu bir elin tutulmasızlığı ve o elin kendini nasıl hissetmesi ile ilgili bir şeylerden şüpheyle yaşamanın işsizliği korkunun ve karabasanın kilit vurduğu bu bir bedenle ne yapmaya çalışıyor şimdi saate bakılır saatler konusunda anlaşılır sayıklamasız bir ağız konuşur konuşur susar kendi içine doğru konuşan bir ağız gün gelir kötü kokulu bitkiler açar kendi yanak iç duvarlarını yer gözlerini ısıramadığı için beynini ısıramadığı için kelimeler bulur otuz bir çekecekmiş gibi bakar dünyaya sonsuz siksizliği ben bir şeyi söylemenin sonsuz yolsuzluğu hiçbir yere varmayacak bir yolculuğa çıkma özgürsüzlüğü hiçbir şey yapmamasına yetecek kadar bir sorumluluksuzluğu sonsuzsuzluğu bugün dağlarda yoktum bütün gün evde dolaştım koridor sekiz adım mutfak iki evin ayak basmadığım yerlerine ayak bastım kira boşa gitmesin diye yok olmaya yüz tutmuş şeylerin resmini çektim yük olmaya karar vermiş bir insansızlıktan içeri girdim yok bir boşluk var orta yerde havada duruyor bazen...